AB Yeni Yılı
22 Aralık 2004
2005 yılına “41 yıllık rüyamızı gerçekleştirmiş ve Avrupa’ya biraz daha yaklaşmış”olarak girmekteymişiz. 2005 “taranma” yılı olacak, sonra da kaç yıl süreceği pek kesin olmayan bir “mevzuatın karşılaştırılması” evresine adım atmış olacağız . Bu devrede, tüm yasalarımız, tüzüklerimiz vb Avrupa Birliğinde yürürlükte olanlarla tek tek karşılaştırılacak ve bizimkiler ergeç, onlarınkine uydurulacaktır.
“Avrupa’ya yaklaşmak” bir şeylerden uzaklaşmak anlamına gelmeli ! Uzaklaşmakta olduğumuz nedir ? Asya mı, Amerika mı ?
AB de ve ABD de yürürlükte bulunan anane ve kuralları incelediğimizde AB ye yaklaşmakta olduğumuz için nisbeten şanslı olduğumuz açıkça görünür : Eğer Avrupa yerine ABD ye uyuma kalksaydık onlarda geçerli olan Çin Yeni Yılı’nı, Hazret-i Patrik (St.Patrick) gününü, Thanksgiving(yani Eyvallah) gününü, Halloween(yani Cadılar) gününü, Groundhog( köstebek ) gününü de kutlamamız gerekecekti . 1950 lerden, ABD ye uyum göstermeğe uğraştığımız günlerden artakalmış olan Anneler günü, Babalar günü, Aşıklar günü gibi günler yetmiyormuş gibi bir de bu kadar yeni “gün” ü, bunca vecibesiyle yüklenmeğe belimiz dayanamazdı .
Ancak, Avrupa’ya yaklaşmamız doğal olarak bu kıtada yürürlükte bulunan bazı özel günlerin, bilhassa Yılbaşının kurallarının da kabulünü gerektirecektir.
Bunların başında İskoçyalıların “Hogmanay” bayramları gelir : Romalıların hedonistik kış festivali Saturnalia ile Vikinglerin Yule kutlamalarının bir karışımı olan bu Hogmanay’ın nasıl kutlanması gerektiğini belirten tüzük, Dışişlerinde çevrilip önce ilgili komisyona ,sonra da kamuoyuna aktarılacaktır. Deniz Baykal’ın, bu tüzüğün tercüme hatası olmayan bir örneğini elde etmek için Algan Hacaloğlu’nu Glasgow’a gödereceği söylenmektedir.
Hogmanay, yeni yılda yapılan fener alaylarıyla ve kent meydanlarında yakılan ateşlerle kutlanır. Shetland adalarında bu gün herkes Viking kıyafetine bürünür ve bir Viking gemisi yakılır .
Bu kutlamalarda “Aud lang Syne” şarkısının söylenir : Bu yıla maalesef yetiştirilememiş olan kutlama tüzüğünün, 2005 ‘e geçiş için hazırlanması ve “Aud Lang Syne” ın mehter takımımıza uyarlanması için bütün gerekenlerin yapılacağı öğrenilmiştir.
İskandinavyalılar’ın AB ye girişimizi destekledikleri gözönüne alınarak kurulacak AB Bakanlığının programında, yeni yılda gidilecek “Smargasbords” yemek tariflerinin ve içilecek “glogg” içkileriyle ilgili tüzüklerin tercümeleri ön planda yer alacaktır. Özelleştirilmiş Tekel fabrikalarından birinde “Harmandalı” markasıyla yerli glogg ‘un üretileceği de öğrenilmiştir.
Fransız kamuooyunun katılımımızı hafife alma durumları devam ettikçe yeni yıl kutlamaları sırasında çiğ midye ile baharatlı sosisten oluşan “Huitres aux Crepinette” ve krem soslu, konyaklı yengeç yemeği yani “Homard Henri Duvernis” tarif ve tüzüklerinin tercümesi konusunun yavaştan alınacağı öğrenilmiştir.
Görüldüğü gibi AB ye yaklaşmakla, milletçe daha hafif bir Yeni Yıl kutlama yükünü sırtlamış olmaktayız ; bu nedenle bizi o altından kalkamayacağımız ABD kutlamalarından kurtarmış olan Sayın Verheugen’e , Balkanende’ye ve onları çok desteklemiş olan Sayın Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür eder, yeni yıllarının iyi geçmesini dileriz.
Ekümenik midir?
5 Aralık 2004
Istanbul’daki Rum Patriğinin “ekümenik” olup olmadığı konusunda sürdürülen tartışmalar ciddi boyutlara ulaştı : Bu konuda akılcı düşünmenin ve bu tartışmaları bitirmenin yararı vardır.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü R.Boucher, Ankara Büyükelçisinin Türkiye’yi ziyaret eden Rum Ortodoks Kilisesinin liderleri için verdiği ziyafete, davetiyede Patrik için “ekümenik”sıfatını kullanmasını protesto amacıyla bazı Türk yetkililerinin davete katılmamasının “not edildiğini” söyledi .
Patriğin “ekümenik”olmadığı konusundaki ısrarlar, A.B.den de tepki görmekte ve bu konudaki eleştiriler sıkça dile getirilmektedir.
Bu eleştirilere karşılık, Türkiye’de Patriği’nin “ekümenik” sıfatıyla anılmasının sakıncalı olduğunu ileri sürenler az değildir. Mesela, Atatürk Üniversitesinden Salim Gökçen, Stradigma aylık e-posta dergisinin 2003 Nisan sayısında “Bartholomeos, ruhban okulu ve ekümenism : Patrikin faaliyetlerinden notlar” başlığı altında yayınlanmış bir yazısında şunları söylemekteydi: “Bartholomeos, kendisinin “Ekümenik Patrik”sıfatı ile kabul edilmesini istemekte , uluslararası kamuoyu oluşturma çalışmaları da yapmaktan geri durmamaktadır.Oysa azınlıkların varlığı ve hakları kabul edilmiş ve yapılan sözlü anlaşma gereği Fener Patriği sadece azınlığın kilisesi olarak tanınmıştır.Lozan Antlaşması ile birlikte,Patrikhanenin siyasi ve yargısal yetkilerine son verilmiş ve sadece dini bir kurum olarak kalması sağlanmıştır.” Yazar, Fener Patriğinin “ekümenik” olarak kabul edilmesinin sakıncalarını Türk Ortodoks Patriği Erenerol’un 1994 te bir yerde söyledikleri ile yansıtmaktadır: “Bartholomeos,Ekümenik Patrik ünvanını alıralmaz Ruhban okulunu açacaktır.Ruhbanlar için T.C. vatandaşı olma zorunluluğu kalkacak, ve “İstanbul bizimdir” deyip mal varlıklarını talep edeceklerdir..” Patriğin “Ekümenik” olmasıyla İstanbul’da bir tür Vatikan oluşacağını söyleyen de az değildir.
Peki, “Ekümenik” ne demektir ? Evrensellik anlamını taşır ; ancak Ortodoks Patrikleri arasında “primus inter pares” yani “eşitlerarasında birinci” olmak dışında hiç bir anlamı yoktur ve bizim dışımızda tüm ülkeler ve kurumlar Fener Rum Patriğini yüzyıllardır böyle anmaktadırlar.
Bir dinin ruhban sınıfının kendi içinde düzenlediği hiyeraşiye karışmak doğru değildir. Bu tutum aslında her yerde yanlıştır : Eski İran Şahı, kendini “Şehinşah” olarak yani”Şahların Şahı” olarak takdim ettiği zaman İngiliz Kıraliçesi ve İsveç Kıralı, İran Şahı’na, “Sen nasıl tüm şahların yani kıralların kıralı oluyorsun ? ” dememiş, ona, o ülkesinde verilen sıfatla hitap etmişlerdir.
Rum Patriğine “Ekümenik” demek, burada Vatikan oluşmasına yol açmaz, sadece bir dinin ruhban sınıfının yüzyıllardır iç protokolünde kullanageldiği sıfatı değiştirmeğe kalkmama nezaketini yansıtır.
Kaldı ki Rum Patriği, 2000 yılında dini liderleri davet eden Polonya Parlamentosu’nda yapmış olduğu bir konuşmada “Ortodoks kilisesinin hiç bir zaman politik bir güç kazanmak arzusunda olmadığını” söylemiştir.
Yunanistan 1832 de Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında oluşan yeni devletin yöneticileri, patriğin İstanbul’da kalmasının doğal sonucu olarak bu makamın, ergeç Türkler’e yararlı olacağını düşünmüş ve önlem olarak Atina Metropoliti’ni Istanbul Patriği’nden ayırıp “autocephalic” yani kendibaşınabuyruk kılmışlardı . Biz, Rum Patriğinin Türkiyeye yararlı olabileceğini hala düşünememekteyiz.
Yıllardır gittiği her yerde AB ye alınmamız gerektiğini savunan , bu nedenle Atina Metropoliti’nin her fırsatta baltaladığı ve Yunan basınında askerlik hizmeti sırasında Türk askeri üniformasıyla çekilmiş resmi yayınlanarak aleyhinde bulunulan Patriğin, “ekümenik” olduğunda burada bir Vatikan oluşturacağını ileri sürmenin gerçekle bağdaşmadığını kavramamız gerekir!