The Economist   son  sayısında Türkiye’den bahsedilmiş: Bu yazıda, “Bir tür devrim”diye nitelenen gelişme, şu sözlerle açıklanmış :  “Bu hafta  .. Türk Hükümeti, iki çok güçlü yasa teklifini parlamentodan geçirdi . Bunlardan birincisi, memleketin laik anayasasının koruyucuları oldukları ileri sürülen ve uzun süredir politikaya karışma alışkanlıklarıyla, Türkiye’nin demokratikleştiği iddialarını komikleştirmiş olan generallerin gücünü büyük çapta zayıflatmaktadır.”

Bu doğru mu ? Bu yasanın sağladığı değişiklik Türkiye’yi daha mı demokratik bir ülkeye mi dönüştürmüştür ? Türk Silahlı Kuvvetleri üyeleri, laik Anayasanın bekçisi olmasalar ,bu  konuda etkisiz kılınsalar  bu memleket Avrupa Birliğine layık demokratik bir ülke halini mi alacak ?

Biran için böyle olduğunu varsayalım : Devletin yönetiminde,  istediği yasayı çıkartabilecek   çoğunluğa ve hatta üç-beş katılımla Anayasa’yı değiştirebilecek  sayıya kolayca ulaşabilecek ve her fırsatta  köktendinci atılımlar yapan  bir iktidar bulunacak .  Bunun karşısında, etkisiz , yetersiz   halka ümit veremeyen bir meclis-içi muhalefet varolacak.

Bir sürü ufak tefek ,eski-yeni parti  de bulunacak ama bunlar da doğru-dürüst eleştiri  sağlayamayacaklar . Bir avuç adamıyla iktidara köksöktürmüş Osman Bölükbaşı gibi muhalifler bugün nerede ? Basının önemli bir bölümü, hükümetten  gelebilecek yararlar karşılığında ciddi bir eleştiri şöyle dursun, bulunmayanı var göstermeğe, ortalığı pembeye boyamağa teşne olacaklar .

Peki,  bu durumda, acaba  Sivil Toplum  Kuruluşları (STK) diye adlandırdığımız guruplar ve dernekler mi sağlayacak muhalefeti, etkin denetimi  ?

Ülkemizin STK ları nedir ? Üyelerinin çoğu , belli bir yaştan sonra     topluma hizmet etmek için uğraşan, ülkemizde laikliğin köküne kibritsuyu dökülmesini istemeyen, iyi niyetli ama çoğu bu konuda yeterli deneyime    sahip olmayan yurtdaşlarımızın oluşturdukları dernekler yada guruplar değil midir  ?

Uygar ülkelerde bu kuruluşların günümüzün politik ve sosyal düzlemlerinde giderek artan ve önemsenen aktif bir rol oynadıkları söylense  bile bizde devletin çeşitli kademelerince  bu kuruluşlara hala “  fesat odakları” olarak bakılır. Başlarına gelmeyen kalmaz : Örnek mi gerek ? Geçen yıl, çok sayıda öğrenciye burs sağlayan  Çağdaş Eğitim Vakfının İstanbuldaki merkezi, polisçe basılır ve kütüphanesinde  PKK broşürlerinin,Öcalanla ilgili bir kitabın bulunduğu iddiasıyla zabıt tutulur. Burada bulunduğu ileri sürülen yayınların hiçbirinde, bu vakfın kütüphanesinde yeralan tüm eserlerde bulunan  vakıf damgası yoktur.Bunun zabıtta belirtilmesi istenir; bu yapılmaz. Aralarında babaannelerin bulunduğu vakıf yöneticileri-örneğin rahmetli Abdi İpekçinin kardeş çocuğu Eymen Sezerman da vardır- Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanırlar; gerçi sonunda beraat ederler ama böyle bir deneyim, insanları topluma hizmeti, hükümeti eleştirmeyi sürdürme konusunda ne boyutta cesaretlendirir ?

Bu muhalefet cılızlığında iktidar, köktendinci adımlar atmağa kalktığında kimden, neden çekinsin ? Türkiyenin laik ve çağdaş bir ülke olmamasını yeğlediğinde bunu neden gerçekleştiremesin ?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin üyelerinin bu konularda eleştiride ve uyarıda  bulunmaları ,  uygar bir ülkede varolan donanımlı ve yeterli muhalefete ve STK lara sahip olmayan TC de  neden demokrasiyle çelişsin ? Siz  muhalefetsiz, karşı çıkılmayan, köktendinci atılımlar yaptığında uyarılmayan, kimsenin karşı gelemediği bir ülke mi istiyorsunuz ? Türkiye o zaman mı daha demokratik olacaktır ? AB de de, batılı yayın organlarında da konulara böyle yüzeysel bakıp ahkam kesenler az değil !